Anlatsın
Giriş

Hazırlığın gölbaşında olması sizi merkezden soyutluyor, bu birincisi. Kampüslerin dağınık olması.. Üniversite ortamını olumsuz etkiliyor. Bunlarla birlikte sosyal aktiviteleri az olduğu kadar saçma sapan yerlerde birleşmesi sanki öğrencilere 'yürü.. nolacak sen öğrencisin. canın çıksın' der gibi. Örneğin olimpik yüzme havuzu tandoğan kampüsünde, sksnin ise tıp fakültesinin orada olması, bazı kursların cebeci kampüsünde, bazılarınsa tandoğanda olması sizi hayattan soğutmaya yetiyor da artıyor bile. Bunun dışında amaçsız öğrencilerin olması geldiğinize bin pişman ediyor. Tüm bu kötü yanları bi kefeye, iyi yanları diğer kefeye koyduğumuzda, ne kadar çok kötü yanı olsa da iyi yanları ağır basıyor ve bunlar içinizi rahatlatmaya yetiyor aslında.

Öncellikle köklü bi üniversite. Cumhuriyetin ilk üniversitesi sonuçta. Ve bu ona artı bi puan katıyor. Bununla birlikte tandoğan, gölbaşı, dışkapı, cebeci vs.gibi kampüsleri mevcut olup mülkiyenin köklü olmasının yanı sıra ilef, tıp, mühendislik, eğitim, hukuk, güzel sanatlar gibi fakülteleri de içinde barındırıyor bu güzel okul. Tandoğan'daki kampüsünün Ankara'ya kattığı havası ve Ankara'da göremediğiniz yeşillik gözlerinizi bayram ettirir. Bunun yanı sıra Cebeci kampüsünün de küçük, sevimli ve güzel havasını da es geçmemek gerekir. Bunların dışında olimpik yüzme havuzu okulu bi kat daha havalı yapıyor. Her ne kadar odtü, boğaziçi, itü gibi mezun olunca size hayran dolu gözlerle insanlar bakmasa da okulun eğitimi, olanakları, hocaları ve öğrencileri sizin hayatınıza artı katıyor denilmese de geleceğinizde büyük rol oynuyor. Tüm bunların yanında konserleri, gezileri, üniversitenin kendine ait ılgazda ve manavgattaki kampları, 8-9 mayıstaki mülkiyenin düzenlediği her yıl olan meşhurrr inek bayramı :) tabi eğitimini de es geçmemek gerek. Erasmus programıyla tanıdığı olanaklar.. Hepsi biz öğrenciler için. Aynı zamanda TÖMER adında dil kursu üniversitenin öğrencilerine yarı yarıya tanıdığı indirimden geçiyor. Tabi hepsiyle beraber öğrencilerine bakarak da anlaşılıyor zaten ne kadar modern ve köklü üniversite olduğu. Ankara'da olması da ayrı bir artı katıyor bu okula. İstanbulla karşılaştırıldığında Ankara'nın yani Ankara'da öğrenci olmanın avantajları İstanbul'u ikiye, üçe hatta beşe katlar. Bunu da göz önüne alın derim

Gazetecilik okumak demek kaderiniz kendi elinizde demektir. Yani nereye varacağınız ne kadar belli gibi gözükse de uzaktan. Aslında öyle değildir o. Gideceğiniz yere dümeni siz çevirirsiniz ama nereye varacağını bilmeden sadece ulaşmaktır amacınız. Gazetecilikte böyle bi şeydir. Eğer tek hedefiniz diplomayı almaksa hiç gelmeyin derim. Çünkü burdan mezun olurken siz bi bakıma muhabirsiniz. Ama bunun diplomayla sınırlı kalmadığını bilmeniz ve kendinizi okurken yani daha mezun olmadan geliştirmeniz lazım. Bunun içinde kurslara gidebilir, bol bol staj yapma olanağınız varsa stajlara devam edebilirsiniz. Unutmayın mezun olup kpssye girdiğinizde devlet sizi hemen almıyor. Çünkü o kadar az denecek kadar sınırlı ki devletteki muhabirler. Bu yüzden daima çabalamak zorundasınız. Başta da dediğim gibi ucu açıktır gazeteciliğin. Ve asla pes etmemeniz lazım. Hadi diyelim devlet değil de özelde iş bulurum diyorsanız. Özel sektöründe çalışma koşullarının ne kadar zor olduğunun ve işten çıkarılmanınsa bir o kadar kolay olduğunu hatırlatmak gerek. İşte bu yüzden asla yılmadan kendinizi şartlandırın ve yapabileceğinizin en iyisini yapmak için yurt dışına, konferanslara, seminerlere, programlara, stajlara, kurslara gitmeyi unutmayın. Özel sektör ve devleti saymazsak okulda kalmanızda fayda var. Bu ülkede gazeteci olmak ne kadar zor olsa da ideallerinizden vazgeçmeyen muhabirlere de, habercilere de ihtiyacımız olduğunu unutmayalım lütfen. Ayrıca iş imkanlarını sadece bunlarla sınırlamayın. Araştırın. Yurt dışına gidebilir. Hedeflerinizi büyütebilirsiniz. Bunların hepsi zor görünse de deneyimli, kültürlü, bilgili ve diğer insanlardan bir adım önde olduğunuzu unutmayın..

Yani sanırım azıcık seviyorum. Sonuçta yüz vermemek lazım :)

Şimdi size bir sözelci gözüyle değil de eşit ağırlıkçı gözüyle anlatayım o zaman bu tatlı bölümü. Ben lisede tmciydim. Ve hiç bi zaman ben yok hukuk okuyacağım yok öğretmenlik seçerim gibi net konuşmadım. Sizde farkındasınız sanırım gazetecilik biraz daha kendi içinde kalmış bi bölüm. Ve genellikle bu ülkede bir iletişimci olmayı bırakın, gazeteci gözüyle görmek ya da yaşamak hem zor hem de nereye gideceği belli olmayan sonsuz bir uzantı. Bu yüzden lisede 4 yıl matematik görmenin aksine bu bölüme yönelmemin asıl amacı da geleceğimin kendi elimde olmasıydı. Çünkü tıp okuyup doktor, hukuk okuyup avukat gibi hedefim olmadı benim hiç bi zaman. Eğer yazmayı seviyorsanız benim gibi. Zevk alıyorsanız kalemi elinize alıp, her kağıda değdiğinde bambaşka dünyaya açılıyorsa gözleriniz hiç düşünmeden gelin derim. Ben her ne kadar kendi bölümüme ihanet etmiş gibi gözüksem de, her ne kadar ailem benden hukuk ya da mülkiyeyi tercih etmemi beklese de ben gayet memnunum bölümümden. Başta tmden siyasalı seçmeyerek, sözele öylesine kafa dağıtmak için giren sıradan bi eşit ağırlık öğrencisi olsam da. Ayrıca bizim üniversitenin mülkiye kadar köklü olmasa da ilefin de geçmişi baya eskiye dayanır. BYYO adını 92 yılında İLEF yapmış olsalar bile fakültemizin eğitimi son derece iyi hocalara sahip ve geçmişindeki adamlar şu an önemli kademelerde çalışmakta. Bunu da göz önünde bulundurmak lazım ayrıca. Ama bu bölüme girip zaten TRTde memur olurum en kötü, KPSSye çalışırım gibi düşüncelerle gelmeyin derim. Çünkü o zaman bu güzel bölüme ihanet etmiş olursunuz. Kendinizi derslerle sınırlı bırakmayın. Araştırın, okuyun ve gezip öğrenin. Geliştirin kendinizi. Erasmus programı için çabalamaktan vazgeçmeyin. Unutmayın bu ülkede gazeteci olmak kötü, korkunç, zor gibi gözükse de en iyisini yapmak sizin elinizde. Benim gibi korkmuyor, mücadele etmeyi bırakmıyorsanız 'buyrun gelin' derim. Çünkü o zaman asıl mutlu, huzurlu ve ne kadar eğlenceli olduğunu yaşayarak, görerek öğreneceksiniz. İşte ben bölümümü bi bakıma bu yüzden seçtim. Kısaca 'gazetecilik' dediğimiz kavram sadece televizyonlarda gördüğünüz habercilerle sınırlı değil, geniş ve bi o kadar mükemmel. İşte bu yüzden gazetecilik :)

Şimdi size şunu söylüyorum. İlk ve en önemli adımınız heyecanınızı yenmek olsun. Eğer ilk seneden hazırlık kısmı bölümünüzde zorunluysa gölbaşı illetini çekmek zorundasınız. Ve eğer başta hazırlık sınavından kaldıysanız günde 4 saat ingilizcenin size ileriki zamanlarda yetmediğini göreceksiniz. Bu yüzden hazırlığın verdiği eğitimle kendinizi sınırlamamanız lazım. Hazırlığın sadece 1 yıl olduğunu zannederek beyninizi koşullamayın. Çünkü biliyorsunuz ki artık iş verenler ingilizceyi yabancı dilden saymıyorlar bile. Yani bu şu demek, ingilizceyi anadiliniz kadar bilmek, öğrenmek zorundasınız. Bu yüzden ekstradan hikayeler, filmler, dizilere başlayın başta. Sonra yetmediğini anlarsanız okulumuzun olanağını kullanıp tömere yazılabilirsiniz. Çünkü üniversitemizin öğrencilerine tanıdığı bu olanak size P fiyata mal olacak sadece. Denemenizde fayda var. Bunun dışında tek dille sınırlı kalmayın. Çünkü tek dille artık yüzünüze bile bakmazlar. Bunun sizde farkındasınız sanırım :) Birkaç dil öğrenmenizde yarar var. Avrupa dilleri gibi gibi. Ya da atıyorum bölümünüze geçtiğinizde şayet küçük çaplı marketlerde, kafelerde ya da mağazalarda işlere girebilirsiniz. Bunlar biraz fasa fiso gibi gelse de size deneyim sonuçta hepsi. O yüzden nereden iş gelirse ufakta olsa değerlendirmenizde fayda var. Bununla birlikte ön staj yapabilir ya da üstten dersler alabilirsiniz. Tabi bunlar ilerki zamanlarda olacak işler ama aklınızda bulunsun derim. En başa dönmek en iyisi sanırım. O güne gelelim. Kayıt zamanına. Ve uyum programına. Bende bunu ilk yıla başlarken öğrendim. Uyum programına mezun olana kadar vermek zorundasınız. Vermezseniz mezun olamıyormuşsunuz. O yüzden hiç diğer yıllara bırakmadan gidin derim. Ve her ne kadar tam teşekküllü tavsiye olmasa da gelen arkadaşlara kocaman 'hoşgeldiniizz' diyorum :)

Neden mi Ankara Üniversitesi? Çünkü; okulumuz cumhuriyet tarihinin ilk üniversitesi. Size şöyle söyleyeyim. Okulumuzun her semtte, her kesimde kampüsü olduğu kadar her şehirden hatta her ülkeden farklı kesimlerden öğrenciler kabul ediyor. Ankara'da olmasının avantajları da var elbette. 'Memur' ya da 'Öğrenci' şehridir Ankara. Ne alsan ya da atıyorum ne istesen 'öğrenciyim' deyip indirim yaptırabilirsiniz. Bu siteye ilk defa geçen yıl bende tercih zamanı araştırırken girmiştim. O kadar çok yardımcı oldu ki bana geçen yıl. Ve şimdi çok mutluyum üniversitemden. Gerek eğitimi olsun, gerek öğrencileri, gerek çok bilgili hocaları, avantajları, kampları, kursları, erasmus programı da en büyük olanağı zaten. Tüm bunlar üniversitenin öğrenciye sağladığı olanaklar. Eğitiminin yanı sıra kampları, gezileri, konserleri de var tabi. Ama ben en çok eğitiminden ve Ankara'da olması nedeniyle bu üniversiteyi seçmiş bulunmaktayım. Size şu kadarını söyleyeyim. Hiç pişman olmayacaksınız. Eğer gelirseniz, siz de benim gibi seneye bu soruları cevaplayıp hafif tebessüm ediyor olacaksınız. Şimdiden gelecek arkadaşlara hayırlı olsun diyorum :)